Cem Seymen ata tohumu ve ata tohumun ülkemizin gıda güvenliği için kullanımının önemini anlatıyor.

Deprem, sel, kasırga gibi afet anlarında gıda güvenliğini sağlayabilmek için depolama ve stok yönetimi yapılabilecek bir sistem kurulması hayati öneme sahiptir.
İnsan kontrolü dışında gerçekleşebilecek deprem, kasırga, çığ düşmesi gibi afetler veya insanların neden olduğu iklim krizi, su taşkını, heyelan gibi afetler yaşanabilir. Her bir afetin sonucunda insanların sosyolojik, psikolojik ve fizyolojik durumlarında olumsuzluklar yaşanıyor. Etkilenen bölgelerdeki gıdaların zararlı mikrobiyolojik ve kimyasal ajanlarla bulaşı riski anormal derecede artış gösteriyor ve gıda güvenliği ciddi oranda tehlikeye giriyor. Bu bölgelerde yaşayan insanlar hepatit A, tifo, kolera ve dizanteri gibi ishalli hastalıklar da dahil olmak üzere gıda kaynaklı hastalık riskiyle karşı karşıya kalıyor. Peki deprem başta olmak üzere sel, kasırga gibi afetlerde gıda güvenliğini nasıl sağlanır?
Gıda güvenliği afet sonrasında lojistik, depolama, elleçleme ve hazırlama aşamalarındaki risklerle tehlikeye girer. Tesis, yakıt ve hijyenik materyal eksikliği nedeniyle afet sonrasında gıda hazırlamak zor olabilir. Temiz su ve tuvalet olanaklarının olmaması da sanitasyonun sağlanamamasına yol açar. Afetten doğrudan etkilenen insanların yaşadıkları travma bir de gıda güvenliğinin sağlanamamasından dolayı daha da şiddetlenebilir.
Afet sonrasında insanların herhangi bir gıdaya erişimi yerine gıda güvenliği disiplinine bağlı kalınarak üretilmiş gıda erişimine öncelik verilmelidir. Bunun için lojistik, depolama, elleçleme aşamalarında gerekli gıda güvenliği koşulları sağlanmalı, raf ömrü ve tüketim zamanı arasında korelasyon kurulması gerekiyor. Afet yaşanmadan önce normal yaşantı sırasında gıda güvenliği kurallarına göre üretilmiş, ambalajlı ve özellikle sağlık yönünden fonksiyon kazandırılmış gıdaların depolanmasının ve tüketilmesinin sağlanması büyük önem taşıyor.
Afetlerde gıda güvenliğini sağlayabilmek için, gıdaların asgari gıda güvenliği kriterlerine sahip bir alanda depolanması ve ihtiyaç duyulduğu anda yardım stoğunun yönetilmesi gibi temel faaliyetler de dahil olmak üzere bir sistem kurulması hayati önem taşıyor. Özellikle iki yaklaşımın eş zamanlı olarak yürütülmesi gerekiyor. Birincisi afete doğrudan maruz kalan insanların yeterli ve güvenli bir düzeyde beslenmesini sağlamak, ikincisi de çocuk, hamile, hasta ve yaşlı gibi yüksek riskli gruplarının yeterli ve güvenli bir düzeyde beslenmesini sağlamak. Bu yaklaşımda riskli grubun tüketmesi gereken gıdaların da belirlenmesi ve beslenme planının da önceliklendirilmesi gerekiyor.
Yaşanan afet etkisine bağlı olarak birkaç gün veya haftalar/aylar sürebilir. Afet sonrasında temiz suya ve gıda güvenliği sağlanmış gıdalara erişim en öncelikli konudur. Afet sonrasındaki sınırlı gıda varlığı gıda güvenliğini ciddi şekilde tehlikeye atar.
Afetlerde iki gıda güvenliği sorunu vardır. Birincisi mevcut altyapının aniden yok olması, marketlerdeki gıda stoğunun tükenmesi, elektrik ve gıda kaynaklarının bozulması ve toplumun gıda güvenliği sağlanmış gıdalara erişememesi nedeniyle tehlikeye giren akut gıda güvenliği durumu. İkincisi akut dönemin bir şekilde sona erdiği, gıda kaynaklarının mevcut olduğu ancak gıda güvenliği endişelerinin devam ettiği durumdur. Dolayısıyla, bu tür krizleri önlemek ve yönetmek için uygun gıda güvenliği stratejileri hazırlamak ve kullanmak gerekiyor.
Afet sonrasında gıdalar ve temiz su kaynakları kirlenebilir. Zaman zaman temiz su kaynakları kanalizasyon, atık sular, ölü hayvanlardan veya insanlardan gelen patojen mikroorganizmalarla bulaşı sağlamış olabilir. Su özellikle güvenli olduğu teyit edilmedikçe kirli olarak varsayılmalıdır. Su tüketilmeden veya gıdalarda kullanılmadan önce güvenli hale getirilmelidir. Gıda stokları da elleçlenip gıda güvenliği korunmuş, bulaşı var veya kontrol edilmedi şeklinde etiketlenmelidir.
AGPAM’ın sizin için önerdiği çalışmaları okuyun.
AGPAM’ın çalışma alanlarını ve gerçekleştirdiği çalışmaları inceleyin.